Karbonhidrat Bağımlılığı

Karbonhidratın etkileri ve sonuçları

Çağımız sigaradan sonra en büyük belası; karbonhidrat bağımlılığı… Yanlış ve dengesiz beslenmenin sürüklediği kalp damar hastalıkları, diyabet, tansiyon rahatsızlıkları, en çok da obezite problemiyle boğuşmaktadır. Dünya Sağlık Teşkilatından edindiğimiz bilgilere göre Dünyada 1 milyar insan aşırı kilolu, 300 milyon civarı insan da obez. Türk Kardiyoloji Derneği verileri de gösteriyor ki,Türkiye’de %50 ‘nin üzerinde insan diyabet, hipertansiyon, Trigliserid yüksekliği, düşük  HDL ile mücadele etmektedir. Yani toplumda sağlıklı bireyler azınlığa düştü diyebiliriz. Kanser artık her eve girer oldu. 1994 yılında Türkiyede diyabet %4-5 civarınlarında iken şimdilerde%17-18 seviyelerinde. Türkiye Şeker Hastalığında dünyada 3. sırada yer alıyor. Bu ülke bir çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da hızla bir felakete gidiyor.

Karbonhidrat’ı az mı çok mu tüketmeli

Tligliserid yüksekliği, diyabet ve kolesterol sorununu direkt olarak fazla karbonhidrat alımına bağlamakla birlikte, karbonhidratların gereğinden az alınması da vücuttaki keton ve asitlerin aykırı derecede artmasına neden olacaktır. Burada dengenin korunmasının ehemmiyetini tekrar hatırlarız. Bunun yanı sıra diğer besin öğelerinin de dengesiz tüketilmesi, yani gereğinden az veya fazla, damar tıkanıklığına, kiloya, böbrek hasarları ve daha birçok rahatsızlığa davetiye çıkaracaktır. Karbonhidratı minimum seviyede (ketojenik diyette kestozis olabilmek için20 gr ile 50 gr alınması önerilir) tüketilmesi, fazlaya kaçılmaması ve kesinlikle sıfırlanmaması gerekir.

Son yüzyılda karbonhidrat tüketiminin Dünyada ve ülkemizde kat be kat arttığı aşikar, buna sebep hazır gıda sektörünün gelişmesidir. Yıllarca karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin iyi bir beslenme alternatifi olarak  gösterilmesi, alışveriş yaptığımız noktalarda %90 karbonhidrat  ve şekerli ürünlerin karşımıza çıkması. Günümüzde Türkiye’nin hangi şehrinin çarşısını gezersek gezelim, adım başı bir karbonhidrat durağına denk geliyoruz. Fırınlar, börekçiler, baklavacılar, kumpirciler, çiğköfteciler, helvacılar, lokumcular, meyve sucu, şekerlemeciler sayısı hızla artan işletmeler. Birine takılmasak bütçemiz elverdiğince başka birine muhakkak takılıp karbonhidratımızı alıyoruz. Çarşıya uğramadan kestirme olan marketleri tercih etsek orada da karbonhidrat tuzaklarından kaçamıyor, bir uyuşturucu bağımlısı misali karbonhidrat dozumuzu almadan çıkamıyoruz. Muhakkak ki bu doz bizi azami iki saat idare ediyor, bu iki saatin bitiminde acıkıyoruz ve yeni dozlar aramaya başlıyoruz, gün biterken dahi buzdolabının önünde dakikalarca ağzımıza atacağımız yeni lokmalar bulup buluşturuyoruz. Bu da yetmiyor,geceleri uykumuzdan açlıkla uyanıp ufak tefek dozlar almaya devam ediyoruz.

Yıllar yılı süren bu alışkanlık bize vücudumuzun çeşitli yerlerinde bir türlü saklayamadığımız çirkin yağ birikintileri olarak geri dönüyor. İnsülin direncinin ilk fiziksel alametleriyle rast geliyoruzdur.Bunun dahası da var, kalp krizi, şeker hastalığı, felç,kanser, Alzheimer, bunama, akne, hipertansiyon,apandisit gibi birçok musibet hastalığı da kendimize musallat ediyoruzdur.

Karbonhidrat’ın dünya insanlarına etkisi

Yalnızca Türkiye değil,tüm dünya bu kötü alışkanlığa yakasını kaptırmış, sağlıklı beslenmenin gerekliliklerini hatırlayamamaktadır. Misal, sağlıklı ve sporcu beslenmesine yönelik birçok çeşidin de uygun fiyatlara mevcut olduğu Amerika’da da bu karbonhidrat istasyonlarından kaçış yoktur. Donut satan yerler,dilim pizzacılar, efsane dondurmacılar hemen her yerdedirler. Fast food kültürü, oldukça büyük porsiyonlar kıtayı ne yazık ki obeziteye terk etmektedir,günümüzde kıtanın yarısına yakını da bu hastalığa teslim olmuştur.

Atalarımıza baktığımızda, çok çok eski çağlara gidersek diyorum, her avlanmada muvaffak olamayıp günlerce, haftalarca şiddetli açlık çekmekte, bulabilirlerse tek tük yabani meyve, yenebilir bitki yaprakları veya zehirsiz bitki kökleri ile günü savuşturmaktadırlar. Bu zorunlu oruç sırasında depolanmış kalorilere ihtiyaç duyarlar ve görülür ki, organizma yaklaşık 48 saat içinde bu şiddetli açlığa keton cisimleri sayesinde adapte olmaktadır.

Yani şiddetli açlığın dahi ilk 48 saati zor, sonrası günler ve haftalarca vücut sıkıntı çekmeden dayanıklılık göstermektedir. Burada maksadım insan vücudunun yağ yakarak enerji üretmeye eğiliminin yüzyıllardır  var olduğunu vurgulamak olup aslında vücut kıtlık ortamında dahi su, vitamin, mineral alabildiği sürece mevcut yağ deposuyla bir aydan daha fazla hiçbir sıkıntı olmadan yaşayabilir. Hatta ortamda bol karbonhidratın olmayışı vücudu çok daha dayanıklı hale getirmektedir. Tüm bu anlatımlardan da şu sonuç çıkıyor ki, her birimiz bu organizmayla muazzam bir yağ yakma makinesiyken, yakıt bölümüne habire karbonhidrat atmakta, makineyi hastalandırmakta, sonrasında milyarlarca lira harcayıp eski haline dönmesini beklemekteyiz.

Karbonhidrat lobisi

Karbonhidrat endüstrisinin cirosunun trilyonlarca doları bulduğu Dünyamızda, toplumu birdenbire karbonhidratı daha az üretmeye de, tüketmeye ikna atmenin zor olacağı yadsınamayacaktır; lakin karbonhidrat bağımlılığı bitmeden karbonhidrat tüketimi azalmadan toplumların obeziteyle ve çağ hastalıklarıyla mücadelesi sadece sonucun tedavisi şeklinde olacaktır, hastalıklar ortadan kalkmayacak, tedavi süreci,yöntemleri geliştirilecektir, yeni ilaçlar, yeni hastaneler, yeni sağlık personelleri… Nasıl ki sigara tüketimi bitmeden akciğer kanseri bitmeyeceği, tedavisi için türlü yollar aranacağı gibi, ki sigara da hükümetlerin ortadan kaldırmayacağı kadar büyük ciroya sahip olmakla özlü bir örneklemedir ve karbonhidrat bağımlılığı ile kafa kafaya yarışmaktadır.

Kişi başına düşen gelir, pahalılık gibi faktörler de işin içine girdiğinde sağlıksız beslenme alternatiflerine istemsizce yönelinebilir olduğu da aşikar. Fakat kendinizi bu konuda bilinçlendirebilir, daha araştırarak beslenebilirsiniz. Karbonhidratı hiç tüketmeyin demiyorum, bu kadar tüketmeyin, organik yağlara ve proteine yönelmek bedeninizin hayrına olacaktır diyorum. En zaruri sağlıklı yağları edinmek kimse için çok maliyetli olmayacaktır, hem bu yağlar uzun süre tok tutacak,atıştırmalıklara da  ihtiyaç duyulmayacaktır.Beslenmeye ayrılan bütçe epeyce düşecek gayet sağlıklı bir hayat sürdürmenin en büyük koşulu,yerine getirilmiş olacaktır.

Ketojenik Diyet Listesi Haftalık

Sabah kahvaltıda
Ketojenik mexican omlet

Ara öğün atıştırmalık
Ketojenik bisküvi

Akşam yemeğinde
Ketojenik sucuklu pizza

Son yüklenen tariflerimize de bakabilirsiniz.

İsim ve mail adresinizi yazın. E-Posta adresiniz gizli kalacaktır.